Vazgeçişin Kısa Bir Hikayesi

Şükürler olsun sana Tanrım uyandım.  Oysa, gece bugün uyanacakmış gibi bir hisle uyumamıştım. Uyanmak, şük’redilmesi gereken bir şeydi bugünlerde benim için. Aslında benim yaşımdaki birçok insan için de böyle olduğunu düşünüyorum. 

Güneş, perdelerden ilk bulduğu delikten içeri sızmış. Ah Tanrım, teşekkür ederim Ivan’ına bahşettiğin tüm ışıklar için. Odam aydınlanmış, geceden baş ucuma koyduğum su halen olduğu yerde duruyor. Bir yudum alayım bari. Uyanmasaydım kim bilir ne kadar daha duracaktı… 

Bugünü unutmamış Tanrım. Hiçbir şeyi unutmaz zaten! Benim söylediğim de laf mı? Annemin karanlık Kosmosudan çıkıp, oksijenin ciğerlerimi yaktığı o günün yıllar sonraki sabahı. Kuşlarını salmış yine pencereme. Dün hava kapalıydı, bugün dağıtmış bulutları ve odama kadar göndermiş ışıklarını güneşin. Şükürler olsun sana Tanrım, şu Ivan’ına bir gün daha bahşettiğin için. 

Yatağımın tam karşısında bulunan duvara bakındım uzunca bir süre. Düşün dur… Yıllar geçmiş olmasına rağmen bir ismimin halen olması… Belli bir yaştan sonra insan ismini kaybeder sanırdım. Fakat öyle değilmiş… Halen bir ismim var ve bu sabah da olacak. Şükürler olsun ki uyandım işte. Ivan ben, bu sabah uyanıp, bardağından bir yudum su alan Ivan! Oysa ki dün, “Yarın olmayacağım artık, ümidim yok Tanrım! Teşekkür ederim yine de geçen yıllar için.” demiştim. 

Perdelerimi açtım. Gir içeri ışık, daha çok ışık. Tanrı bugün seni benim için yarattı!  Demek ki hala bir ümidim var bugünle ilgili. Buzdolabını açtım. Sekiz yumurta. Evet yanlış duymadınız tam olarak sekiz yumurta. Oysa dün olmayacağımı düşünmüştüm. Bir insan neden bu yaşlarda dolabında sekiz yumurta barındırır ki? Ah Tanrım beni affet. Biliyorum, dolabımda sekiz yumurta bulundurarak seni kızdırdım. Bu aciz Ivan’ını affet. Düşüncesizlik ettim. Şimdi iki tanesini yiyeceğim. Geri kalanını bina görevlisine vereceğim. Eminim mutlu olacaktır. “Tanrı sizi korusun bay Ivan” diye de teşekkür edecektir. Ah Tanrım, bunu da sen düşündün. Yine şaşırtmadın beni, şükürler olsun sana Tanrım.

İki yumurtamı yedikten sonra, en güzel kıyafetlerimi giyindim; sandal ağacı notalı kokumu sıkıp evden çıktım. Bugün şehrin en güzel kafesine gidip bir kupa kahve ile elmalı tart ısmarlayacağım Ivan’a. Ah Ivan, hatırlar mısın? Nadya ile de giderdin şehrin en güzel kafesine ve bir kupa kahve ile elmalı tart ısmarlardınız. Ah Ivan, nerden getirdin şimdi bu anıyı aklına. Hiç aklından çıkmıyor oysa ki. 

Nadya… Beyaz tenliydin ve gözlerin simsiyah parlıyordu bembeyaz teninde. Saçların. Evet saçların, omuzlarından göğüslerine dökülürdü. Dudakların… Bir şiir bile yazmıştım dudakların için.

‘ Yeryüzümü kaplıyor tenin,

  ısıtıyor gözlerin evrenimi,

  dudakların,

  Tanrıdan daha kutsal. ’

Sen hiç oralı olmadan şehrin en güzel kafesinde kahveni yudumlar, elmalı tart yerdin ve ben seni saatlerce izlerdim. Sonra hiçbir şey söylemeden oradan ayrılırdık. 

Bugün, yıllar sonra yine o kafeye gidiyorum Nadya. Şehir bunu öğrenmiş olmalı; sokaklar acı acı inlemeye başladı. Ah Tanrım, yoksa sen mi söyledin şehre bunu? Şükürler olsun Tanrım sana ama bir anlaşma yapmıştık. Dün söyledim ya sana! Uyanırsam hani… Gidecektim işte. Neden şimdi çekiyorsun güneşini bulutlarının arkasına? Neden boyadın griye tekrar şehri? Anlaşmıştık Tanrım. Ivan’ına neden bunu yapıyorsun? Hayır Tanrım, haksızlık yapıyorsun! Nadya’nın dudaklarının senden daha kutsal olduğunu sen de gayet iyi biliyorsun. Geldim işte şehrin en güzel kafesine. Ah Tanrım, özür dilerim. Seni kızdırdım biliyorum. Ama bunu yapmak zorundaydım.

Merhaba, ben Ivan Petkoviç. Bugün annemin karanlık kosmosundan çıkışımın yıl dönümü. İyi bir mühendistim, yıllarca da patronlarım için mühendis olarak çalıştım. Bir aile kurdum. İki insanın dünyaya gelmesine vesile oldum. Sevdim de onları; onlar da beni. Ama o gün geldiğinde herkes benden nefret etti. Nadya ile şehrin en güzel kafesinde karşılaşmıştık. Hergün Nadya’yı görmeye şehrin en güzel kafesine gidiyor, vaktimin tamanını orada geçiriyordum. 

Önce işimden kovuldum. Daha sonra eşim ve çocuklarım beni terketti. Sonra mı ne oldu? Ah tabi ki Petvokiç düştü üzerimden, sonra bir anda ismimi kaybettim. 

Birgün oldu ve Nadya o kafeye gelmedi. Birkaç gün daha gelmedi. İnsanlara sordum. Evini buldum. Bekledim, ne gelen var ne giden. Tanrı geldi yanıma, “Selam Ivan.” dedi. Evet bakın şimdi anımsıyorum. İsmimin Ivan olduğunu işte o gün bulmuştum. “Nadya, yok artık.” dedi. Bazıları için yıkıcı bir dostluk olabiliyor bu, benim için öyle olmadı ama. Evet, tam olarak o gün başladı Tanrıyla dostluğumuz. Tanrıyla konuştukça hergün biraz daha vazgeçtim geçmişimden. Bugün tam olarak vazgeçeceğim bir geçmişim kalmadı.

Nadya’yı sürekli izlediğim masama oturdum ve bir kupa kahve yanında da elmalı tart söyledim. Tanrı karşıma oturdu. Kahvesini yudumladı ve elmalı tartını yiyip oradan ayrıldı.